Kültür

Satır Arası: Nietzsche Ağladığında

Nietzsche ile tanışmaya hazır mısın? Ümitsizlikle baş etmeye, psikanalizin tohumlarının nasıl serpildiğini görmeye var mısın? Rüyaların sence bir anlamı mı var? Hayat ölüm yaşlanmak üçgeninden nasıl kurtulabilirsin? Aşk bir hastalık mı? Bütün bu soruların cevabı başta içimizde daha sonra kitabın kendisinde yer alıyor.

Nietzsche adını duyan herkesin “felsefe üzerine” diyerek belki de okumayı es geçtiği kitaplardan olan Irvin D. Yalom’un eseriyle henüz tanışmamış olan okurların, Satır Arası serisinin ilk kitabı olan bu kitabı okuyarak yeni bir perspektif kazanmaları an meselesi. Gerçekle kurgunun muhteşem birlikteliği ile ortaya çıkmış bir başyapıt: Nietzsche Ağladığında!

Biraz düşünelim. Düşünelim ve böylece kitabın acımasız sorularına kendimizi hazırlayalım. Nietzsche Ağladığında kitap analizini yaparken bütün düşüncelere yer vermek istedim ama hepsi çok ve değerli olduğundan kitabı okumanı kesinlikle tavsiye ederim Bazen bir pankartmışçasına düşünceyi gösteren sayfalar, elimize büyüteç alıp bakınca ancak düşünceyi gösteriyorlar. Evet görüyoruz da peki anlayabiliyor muyuz?

Kendi yaşamınızı tam anlamıyla yaşadınız mı? Yoksa yaşam mı sizi yaşadı? Siz mi seçtiniz? Yoksa o mu sizi seçti? Sevdiniz mi? Yoksa pişman mı oldunuz?… Yoksa boşa mı harcadınız?

Bütün bu soruların cevabı senin içinde. Kaçma bu sorulardan sevgili okur. Bu soruları cevaplamak, kendi yoluna gitmek zorundasın. Bunu sadece sen yapabilirsin. Unutma ki, başkasının çizdiği bir yolu tek başına yürüyemezsin. Kendi çizdiğin yolu özgürce yürümek bambaşka olmalı. Bu yolda dikenler, cam kırıkları olabilir. Hatta bak ne güzel söylemiş Nietzsche:

“Tabi acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu. Tabi için korkuyla dolacak, yaşam demek tehlike içinde olmak demektir. Büyümek zordur!”

Ne mutlu kendisini hayatının başrolüne oturtanlara! Ya hayatının figüranı olsaydın? Hayatın yanı başından akıp gitseydi ve sen aynaya baktığında ömrünün sadece yüzüne kırışıklık, saçlarına beyazlık kattığını fark etseydin? Sanırım elin ayağına dolaşır, bütün aynalardan, en çok da kendinden kaçardın. Ya da kendine bir düşman edinirdin. Yanındakileri, aileni akıp giden hayatının zamanın sorumlusu tutardın. Tıpkı Dr. Breuer’in karısı Mathilde’yi sorumlu tutması gibi. Ancak insanoğlu, zamanın yanında değil karşısında olur. Çünkü Nietzsche’ye göre zaman sonsuza dek doymayacak kadar açgözlüdür. Durmadan yer yutar; ama geri verdiği hiçbir şey yoktur.

Unutma ki “Zaman durdurulamaz. Bu bizim sırtımızdaki en büyük yük. En büyük mücadelemiz de bu yüke rağmen yaşayabilmek.”

Hayatta her zaman zorluklarla karşılaşırız. Bazen bu zorluklar karşısında kırılırız. Bu kırılma anlarımız bizi daha da ileriye taşır. Nitekim Nietzsche’nin dediği gibi “beni öldürmeyen acı, beni güçlendirir.” Gözyaşlarını içindeki hapishaneye hapsetmiş, sert acımasız adamın gözlerinden akan yaşlara şahit olacaksınız. Ne zaman mı? Nietzsche Ağladığında!

Sen de “Gözyaşlarına Özgürlük” mü diyorsun yoksa acın seni güçlendiriyor mu sayın okur? Düştüğün zaman yeniden daha güçlü bir şekilde mi kalkıyorsun ayağa? Güç tam olarak ne? Yardım istemek kişiyi aciz mi kılar? Yazgını sevmeyi (amor fati) denedin mi? Nietzsche, önce zorunlu olanı istemek, daha sonra istenileni sevmek gerektiğini Amor fati ile ifade ediyor.

Bu sorular şimdilik aklının bir köşesinde dursun çünkü kitabın içinde zekâ ile dolup taşan soruları görünce afallamanı değil, kendini buna hazırlamanı istiyorum.

Tanrıyı öldüren, ölümün tek iyi yanının bir daha ölünmeyecek olduğunu savunan, hatta “ümit kötülüklerin en kötüsüdür.” diyen henüz iki kitabı yayınlanmış, Alman felsefesinin geleceği Nietsche… Aynı zamanda sağlık sorunlarından sürekli şikayetçi olan Nietzsche, Dr. Breuer’den migreni olduğunu ve çözüm için hastaneye yatırılması gerektiğini öğrenir. Ancak filozof buna şiddetle karşı çıkar. Migren ağrısının yeni düşüncelere gebe olduğunu, bu acıyı çekmesi gerektiğini düşünür. Kendi fikrimce, tabiri caiz ise taş olsa, Dr. Breuer’un ısrarlarına dayanamaz çatlar ancak Nietzsche çok keskin bir şekilde yardımı reddediyor. Doktor ise türlü yolları deneyerek en sonunda kabarık bıyıklı filozofu ikna eder. Nasıl mı? Filozofun günlük hasta kontrollerini yaptıktan sonra doktor hasta ilişkisini tersine çevirecekler; ünsüz filozof, ünlü doktorla konuşarak onun ümitsizliğinden kurtarılmasını sağlayacaktır. Mutualist ilişki kurarlar. Peki neden zengin, saygın ve hastalarla dolup taşan doktor, bir hastasını elinde tutmak için bu kadar uğraşır? Çünkü hastayı kabul etmesini söyleyen kişi 21 yaşında, kendi ayakları üzerinde duran, erkeklerin başını döndüren son derece çekici bir kadındır. Nitekim Lou Salome, hem filozofu hem de doktoru aynı şekilde etkilemiş onları avucunun içine almıştır.  Bu olaylar zincirinin sürüp gitmesi ve insanların kendi zincirlerini kırmasını bu kitapta bulacaksınız.

Kitapta gerçek karakterlerin yer alması kitabı ilgi çekici kılan en önemli özelliklerden. Evet, gerçek ve geçmişte hatta aynı zaman diliminde yaşamış kişilerden oluşan karakterler. Bunları çoğumuz biliyoruzdur: efsanevi teşhis ustası, ümitsizlerin ümidi, herkesin özendiği hayatı yaşan ancak göründüğü gibi masum olmayan, “ben varsam ölüm yok” diyen Dr. Breuer; henüz mesleğinin tatlı telaşında olan, gelecek vaat eden psikanalizin kurucusu olacak olan, rüyaların önemini ve hipnozu araştıran Sigmund Freud; ölümünden sonra doğacak olduğunu bilen, henüz tanınmayan filozof Friedrich Nietzsche…

Hatta kitapta geçen mektupların bir kısmı da gerçek! Bahsettikleri kadınlar Lou Salome, Bertha Pappenheim (Anna O.), Nietzsche’nin ablası Elizabeth, Breuer’in karısı Mathilde ve çocukları, Sigmund Freud… Her şey gerçek. Hal böyle olunca kitabın etkileyici olmaması imkansızlaşıyor. Neyin gerçek neyin kurmaca olduğunu ise yazar kitabın sonunda okuyucuya aktarıyor.

O zaman benden size bir soru gelsin. Bu kadar gerçekleri, Dr. Breuer ve Nietzsche ilişkisini konuştuk. Peki bu ilişki gerçekten yaşanmış mıdır yoksa kurmaca mıdır? Okuyalım ve görelim canlarım…

(Öneri: Modern Dünya Dâhisi biyografik belgesel serisinde Nietzsche ve Freud bölümlerini izleyebilirsiniz.)

Hayatımız boyunca doğru melodiyle dans etmek, yaşarken yaşamak dileğiyle!

Amor fati!

Burcu KOÇAK

Yazarımızın diğer yazısı:
Yazarlar Hakkında Duymadığımız 15 İlginç Bilgi

Başa dön tuşu