Kültür

Şairler Sokağı: Cahit Zarifoğlu

Türk Edebiyatı’nın “Yedi Güzel Adamı”ndan biri, buz dağının bekçisi, zarifliğin sembolü, şair-i maderzat Abdurrahman Cahit Zarifoğlu

Adının baş harflerinde gizliydi bütün sır A.C.Z. O, her şeyden önce Abdurrahman’dı. Rahmanın kulu ama bir o kadar da Cahit. Yani inatçı, ayak direyen… Öyle ki, inatçılığı yüzünden arkadaşlarına matematik ve geometri dersleri anlatacak kadar bilmesine rağmen, bir yıl edebiyat ve matematik iki yıl da sadece matematik derslerinden kaldı. Kitapların kapağını bile açmıyordu, inadı inattı. Ama ‘Zarifoğlu’su da vardı ki incitemezdi kimseyi. Hele çocuklara bir başka ilgisi vardı. Onlar masalsız uyumasın diye yazmadı mı zaten o kadar masal kitabını?

Cahit, 1 Temmuz 1940’da Maraşlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babasının memuriyeti sebebi ile çocukluğu Siverek, Maraş ve Ankara’da geçmiştir. Soyadı gibi zarif ve naif bir çocuk olmuş, lise yıllarına geldiğinde ise naif bir genç olmuştur. Çok da zarif geçmeyen çocukluk yıllarına rağmen o hep zarif ve naif kalmıştır. Bir o kadar da inatçı olmuştur Cahit. Bir gün adı bilinir bir şair, sevilen bir şair olacaktır fakat edebiyat dersinden tekrara kalmıştır. Tıpkı hayatındaki tavrı gibi okulda da bu inadı sürdürmüş ve birlikte liseye başladığı arkadaşlarından 3 yıl sonra mezun olabilmiştir.

Babası, annesinin üzerine başka bir kadınla evlenmiştir. Cahit hiçbir zaman kabul edememiştir bu durumu. Ona karşı hep buz gibi ve öfkeli olmuştur. Konu yalnızlığına gelince, onu da annesinden öğrenmiştir. Yalnız bırakılan sadece annesi değil onun kalbi de olmuştur. Bu yüzden hep suskun, sakin ve içine kapanık bir hayat sürmeyi, mecbur kalmadıkça evden çıkmamayı sürdürmüştür.

Delicesine bir tutkuyla bağlı olduğu şeyler olmuştur. Pilotluğu, kuşları ve hatta gökyüzünü çok sevmiştir. Kuşlarla birlikte uçmak onun en büyük hayali olmuştur. Lise ikinci sınıftayken gökyüzüne olan sevgisi, bulunduğu şehri terk etme düşüncesine dönüşmüştür. Maraş’tan Eskişehir’e giden ilk otobüsle birlikte, pilot olma hayaline ilk adımı atmıştır. Türk Kuşu Derneği’ne girmiştir ve eğitim alıp bir uçak kullanabilir düzeye gelmiştir. Fakat kulağında çıkan bir rahatsızlığı neticesinde sağlık raporundan geçememiş ve pilotluk hayali yarım kalmıştır.

Uzun ve sıkıntılı geçen üniversite yılları olmuştur. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumaya başlamıştır. Herkesten farklı ve herkesten başka, içine kapanık yıllar geçirmiştir. Okulda çok vakit geçiriyormuş gibi yaz tatillerinde de memleketine gitmemiş bir kayıkçının yanında çalışmıştır. Bir başka yaz tatilinde ise otostopla dünyayı gezme fırsatını yakalamıştır. Kendi özgür ruhunu dışarıya sessiz sakin olarak yansıtmak zor olsa gerek…

O kadar içine kapanık oluşu “acaba hasta mı?” düşüncesini doğurmuştur, arkadaşları arasında. Daha sonradan bu suskunluğun hastalık veya bir aşk acısı yüzünden olmadığı anlaşılınca geriye tek bir şey kalmıştır: Bilgelik… Arkadaşları ona ‘Aristo’ demeye başlamıştır.

Cahit Zarifoğlu; çocukluk ve gençlik yıllarında kaçırsa da, olgunluk yıllarında mutluluk ve refahı yakalamıştır. Fakat bu da çok uzun sürmemiştir. Sevdiklerinin kulaklarını sağır etmiş, yüreklerine kor ateşi düşürmüştür. Zarifoğlu pankreas kanseri olmuştur. Günden güne kötüleşmiş ve yataktan çıkamaz hale gelmiştir. Dostları onu hiç yalnız bırakmamış sürekli ziyaretinde bulunmuşlardır.

Bir gün ziyaretine gelen Erdem Bayazıt’ın elinden tutmuş ve ‘Erdem, kırlarda çiçekler artık bensiz açacak!’ demiştir. Yine yakın dostu Rasim Özdenören’e de bir ziyareti sırasında ‘Rüyamda Necip fazıl bana “25 yıl sonra burada buluşacağız” dedi.’ diye anlatmıştır. O, 25 yıl demiş olsa da rüyasının üzerinden 25 gün sonra dünyaya gözlerini kapatmıştır, Zarifoğlu.

Erdem Bayazıt’a da dediği gibi, kırlarda çiçekler artık onsuz açacaktı. İnatçılığıyla, zarifliğiyle, gökyüzüne ve pilotluğa olan tutkusuyla, yazdığı şiirler ve çocuklara bıraktığı masallarla bir Cahit Zarifoğlu geçti bu dünyadan..

Selam ve dua ile, “Yedi Güzel Adam’ın Aristo’suna”

Hatice Merve ALKAN

Başa dön tuşu